Rehber
A2 ile B1 arasında takılıp kalmak
Derdinizi anlatabiliyor ama yerinizde sayıyormuş gibi hissediyorsanız büyük ihtimalle A2 ile B1 arasındaki o uzun düzlüktesiniz. Bu aşamanın nedenlerini ve nasıl aşıldığını sınıftaki gözlemlerimizle yazdık.
A2 idare ettirir
A2 seviyesindeki biri yurt dışında otel odasını değiştirebilir, yol sorar, restoranda sipariş verir, kendini ve işini birkaç cümleyle tanıtır. Gündelik hayatta bu, sanıldığından çok işe yarar. Sorun da burada başlıyor. Hayatta kalmaya yetecek kadar İngilizce, ilerlemek için gereken baskıyı ortadan kaldırıyor.
B1'in istediği şey başka. CEFR tanımına göre B1'deki biri yaşadığı bir olayı anlatabilir, bir görüş bildirip nedenini açıklayabilir, bildiği konularda birbirine bağlı, basit bir metin kurabilir. Kâğıt üzerinde küçük bir adım gibi duruyor. Aslında dört ayrı şey istiyor: geçmişi anlatmak, cümleleri birbirine bağlamak, "çünkü" diyebilmek ve bütün bunları taşıyacak kadar kelime.
A2'de kısa ve tek tek cümleler yeter: I work in a bank. I like my job. It is busy. B1'de aynı şeyi aşağı yukarı şöyle söylemeniz beklenir: I've been working at a bank for six years, and although it gets really busy at the end of the month, I like it because I deal with people. Kelimeler çok farklı değil. Değişen, cümlenin kuruluşu. Her seviyenin neyi kapsadığını seviyeler sayfamızda ayrıntılı anlattık.
Bu aşamada en sık takılınan dört konu
Present perfect ve past simple
Türkçede "-dı" ve "-mış" var, ama bu ikisi İngilizcedeki ayrımla örtüşmüyor. Bu yüzden en sık duyduğumuz hatalardan biri şu: I have seen him yesterday. Cümlede belirli bir geçmiş zaman varsa (yesterday, two days ago, last week, in 2019) İngilizce past simple ister: I saw him yesterday. Zaman belirtilmiyorsa ve önemli olan deneyimin kendisiyse present perfect gelir: I've been to London twice. A2'de bu konu bir ünitede işlenip geçiliyor. B1'de ise anlattığınız her hikâyede karşınıza çıkıyor.
Artikeller
Türkçede a, an ve the karşılığı yok, o yüzden yazarken bile atlanıyor. I bought new phone yerine I bought a new phone olmalı. Ters yönde de hata yapılıyor: The life is difficult yerine Life is difficult, çünkü genel olarak bir şeyden söz ederken the kullanılmaz. Artikel hatası anlamı nadiren bozar. Ama konuşmayı sürekli yabancı duyurur ve en geç düzelen hatalardan biridir.
Soru cümlesinde kelime sırası
Where you are working? ya da What time the meeting starts? İngilizce soruda yardımcı fiil özneden önce gelir: Where are you working?, What time does the meeting start? Dolaylı soruda ise düz cümle sırasına dönülür ve bu da ayrı bir karışıklık yaratır. Can you tell me where is the station? yanlış, doğrusu Can you tell me where the station is?
Yan cümleden kaçmak
En az fark edileni bu. Türkçede niteleyen kısım ismin önüne gelir: "yan masada oturan adam". İngilizcede arkaya gelir: the man who sits at the next desk. Bu dizilim alışılmadık geldiği için birçok öğrenci yan cümleyi hiç kullanmıyor, her şeyi and ile bağlıyor: I have a colleague and he sits next to me and he is very funny. Dilbilgisi açısından doğru. Ama A2'de kalmış bir konuşma bu. Because, when, although, which ve who konuşmaya girmeden B1'e geçmek zor.
Bizim gördüğümüz kadarıyla işe yarayanlar
Platodaki öğrencinin elinde çoğu zaman yeterince bilgi var. Eksik olan, bildiğini kullanmak ve kullanırken düzeltilmek.
- Geri bildirim alarak konuşmak. Bir öğretmenin ya da en azından hatalarınızı fark eden birinin karşısında konuşun. Kendi kendine konuşmak akıcılık kazandırır, ama yanlış kalıpları da yerleştirir.
- Kelimeleri geri dönüştürmek. Yeni bir kelimeyi o hafta birkaç kez kendi cümlenizde kullanmadıkça kalıcı olmuyor. Geçen haftanın kelimeleriyle cümle kurmak, listeye her gün yeni kelime eklemekten daha çok işe yarıyor.
- Dar okuma ve dinleme. Hep aynı konuda, mümkünse aynı kişiden okuyup dinlemek. Aynı podcast serisinin on bölümü, on farklı podcastin birer bölümünden daha verimli, çünkü kelimeler tekrar ediyor ve kulağınız o konuşmacıya alışıyor.
- Kendinizi kaydetmek. Geçen hafta sonu ne yaptığınızı iki dakika boyunca telefonunuza anlatın. Sonra dinleyin ve yanlış kullandığınız zamanları not edin. Biraz rahatsız edici, ama başka hiçbir alıştırma size kendi hatalarınızı bu kadar açık göstermiyor.
Bu dördü birbirine bağlanınca daha iyi çalışıyor. Diyelim ki bu hafta iş seyahatleriyle ilgili bir podcast bölümü dinlediniz. İçinden beş kelime seçin, son iş seyahatinizi o kelimelerle iki dakikada anlatıp kaydedin, sonra aynı hikâyeyi derste anlatın ve düzeltmeleri not edin. Hafta sonunda hikâyeyi bir kez daha kaydedin. Aynı konu dört kez dönmüş oluyor ve dördüncü kayıt çoğu zaman birincisinden belirgin biçimde daha akıcı çıkıyor. Platodan çıkışın küçük ölçekli hâli bu.
Pek işe yaramayanlar
Takıldığını hisseden yetişkinlerin en sık yaptığı şey en baştan başlamak. Yeni bir başlangıç kitabı alınıyor, ilk üniteler kolay geliyor, insan kendini iyi hissediyor. Birkaç hafta sonra aynı duvara geliniyor. Bu döngüyü üç dört kez yaşamış öğrencilerle derslerde çok karşılaşıyoruz. A1'i yeniden yapmak A2'yi sağlamlaştırmıyor, sadece kolay olanda oyalanma süresini uzatıyor.
Diğeri yalnızca dilbilgisi kitabıyla çalışmak. Boşluk doldurma alıştırmasında present perfect'i doğru seçen birçok öğrenci, konuşurken aynı cümleyi yanlış kuruyor. Kuralı bilmek ve kuralı konuşurken kullanmak iki ayrı beceri, kitap da yalnızca birincisini çalıştırıyor.
Ne kadar sürer
Dürüst cevap: aylar.
Bizim programımızda her CEFR seviyesi yaklaşık 10 hafta sürüyor. Ama seviye etiketi ile konuşma her zaman aynı hızda ilerlemiyor. B1 grubuna geçtiği halde konuşurken birkaç ay daha A2 gibi duyulan öğrenciler oluyor ve bu normal. Haftada düzenli olarak konuşma ve geri bildirim olduğu sürece plato bir noktada çözülüyor. İlerleme genelde fark edilmeden birikiyor, sonra bir toplantıda ya da bir telefon görüşmesinde birden hissediliyor.
Nerede durduğunuzdan emin değilseniz seviye testi size bir başlangıç noktası verir. Konuşmanızı ölçmenin en basit yolu ise yukarıdaki kayıt. Geçen hafta sonunu iki dakika anlatın, dosyayı saklayın ve bir ay sonra aynı konuyu yeniden kaydedip ikisini arka arkaya dinleyin.