Rehber
İngilizce toplantıda söz almak
Söyleyecek sözü olduğu halde İngilizce toplantıda konuşamayan çok kişi tanıyoruz. Bu yazıda o anı kaçırmamak için sınıfta çalıştığımız kalıpları ve toplantı öncesi kısa bir rutini paylaşıyoruz.
Cümle hazır olduğunda konu değişmiş oluyor
Derslerde çok dinlediğimiz bir sahne var. Haftalık toplantı, ekranda altı yüz, biri teslim tarihinden bahsediyor. Sizin de bu konuda söyleyecek bir şeyiniz var. Cümleyi kafanızda kurmaya başlıyorsunuz: I think we should move the deadline because the supplier... Sonra duruyorsunuz. Supplier mı demeli, vendor mı? Move mu, postpone mu? Bu arada konuşma bütçeye geçmiş.
Bu durumun seviyeyle ilgisi sanıldığından az. Bizim sınıflarda en sık B1 ve B2 seviyesinde, e-postayı rahat yazan ama toplantıda ağzını açmayan katılımcılarda görüyoruz. Yazarken düzeltme imkânı var, konuşurken yok. Ana dili İngilizce olanlar ise cümleye nasıl biteceğini bilmeden başlıyor. Well, I mean, the thing is... gibi dolgu sözleriyle kendilerine birkaç saniye kazandırıyor, cümleyi yolda kuruyorlar. Türkçede biz de tam olarak bunu yapıyoruz ("yani, şöyle bir şey var..."), ama İngilizcede kendimize aynı izni vermiyoruz.
Yapılacak şey sırayı değiştirmek. Önce söz hakkını alın, cümleyi sonra kurun. Bunun için ezberde birkaç kısa kalıp olması yetiyor.
Söz almak, soru sormak, itiraz etmek
Araya girmek
Kibar bir giriş cümlesi size konuşma hakkını verir ve arkasından gelecek cümleyi düşünmek için iki saniye kazandırır.
- Sorry to jump in, but...
- Can I just add something here?
- If I could come in here for a second...
- Just a quick point on that.
Görüntülü görüşme programlarındaki el kaldırma düğmesi de işe yarar. Yalnız kalabalık bir toplantıda kimse ekranın köşesine bakmıyor olabilir, o yüzden düğmeye bastıktan sonra kısa bir sesli girişle desteklemek daha sağlam bir yol.
Anlamadığınızı söylemek
Bunu söylemek çoğu kişiye zayıflık gibi gelir. Oysa toplantıda en çok işe yarayan cümlelerden biridir, çünkü büyük ihtimalle başkalarının da aklındaki soruyu siz sormuş olursunuz. Sorry, I didn't catch the last part. ya da Could you say that again? yeterli. Can you repeat? tek başına eksik kalıyor; Could you repeat that, please? deyin.
Daha iyisi, anladığınızı kendi cümlenizle geri söylemek: Just to make sure I understand, you need the figures by Friday? Tarih ve rakam söz konusuysa netleştirmek için sorun: When you say "end of the month", do you mean the 31st?
Zaman kazanmak
Soru size geldi ve cevap hazır değil. That's a good question, let me think about it for a second. Sayıları kontrol etmeniz gerekiyorsa I'd need to check the numbers, but my first impression is that... Hiç cevabınız yoksa Let me get back to you on that by tomorrow. Bu son cümle iş yazışmasında ve toplantıda çok yaygındır, kimse kaçamak saymaz. Yeter ki gerçekten geri dönün.
Yumuşak itiraz
Türkçe konuşurken itirazı ses tonuyla yumuşatırız. İngilizceye geçtiğimizde ton kayboluyor, geriye This is wrong. ya da I don't agree. gibi sert cümleler kalıyor. İngilizcede itiraz çoğu zaman önce karşı tarafı kısmen onaylar, sonra but ya da although ile gelir: I see your point, but I'm not sure it would work for the Ankara team. Bazen öneriyi doğrudan reddetmeden başka bir seçenek açmak da olur: I wonder if we could look at another option.
Türkçeden geçen küçük kaymalar
Toplantılarda en sık duyduğumuz hataların bir kısmı seviyeden bağımsız. Karşı taraf anladığı için kimse düzeltmiyor ve yıllarca aynı kalıyor.
- I am agree yerine I agree. Agree zaten fiil, önüne am gelmez. Aynı şekilde I am disagree değil, I disagree.
- I will say something "Bir şey söyleyeceğim"in birebir çevirisi. İngilizcede bir duyuru yapılacakmış gibi duyuluyor. Can I add something? ya da Just one thing: daha doğal.
- Actually kelimesini Türkçedeki "aslında" gibi yumuşatıcı olarak kullanıyoruz. İngilizcede ise çoğunlukla bir düzeltme ya da beklenmedik bir bilgi haber veriyor. Her cümleye actually ile başlayan biri, farkında olmadan herkesi düzeltiyormuş gibi duyulur.
- According to me yerine In my view ya da I think. According to genelde başkasının görüşünü aktarırken kullanılır: according to the report.
- We discussed about the budget yerine We discussed the budget. Discuss edat almaz, talk about alır.
- I have a question to you yerine I have a question for you.
Toplantıdan önce on beş dakika
Katılımcılarımıza önerdiğimiz rutin kısa ve biraz sıkıcı. İşe yaramasının nedeni de bu.
- Gündeme bakın ve konuşacağınız tek bir maddeyi seçin.
- O madde için iki açılış cümlesi yazın. Bütün konuşmayı yazmanıza gerek yok, ilk cümleler yeter.
- Kullanacağınız anahtar kelimelerin telaffuzunu kontrol edin. Schedule, data, determine ve hierarchy gibi kelimeler sık takılıyor.
- Bir soru hazırlayın. Söyleyecek bir görüşünüz yoksa soru sormak da söz almaktır.
- Cümleleri bir kez sesli söyleyin. İçinizden okumak aynı etkiyi yapmıyor.
Bir de şu var: ilk on dakika içinde bir şey söyleyin. Toplantı ilerledikçe susmanın ağırlığı artıyor ve yarım saat konuşmadan oturduktan sonra ilk cümleyi kurmak, başta kurmaktan çok daha zor geliyor. Good morning, everyone ya da Can everyone see my screen? bile o ilk cümle sayılır. İş İngilizcesi programımızda bu kalıpları gerçek gündemlerle rol çalışması yaparak tekrar ediyoruz.
Hızlı konuşan ana dili İngilizce olanlarla
Uluslararası toplantılarda en çok zorlanılan kişiler çoğu zaman ana dili İngilizce olan meslektaşlar oluyor. Ana dili İngilizce olmayan bir iş arkadaşını rahatça anlayan biri, Londra'dan bağlanan birinin hızında kaybolabiliyor. Kelimeler birbirine kaynıyor (gonna, d'you want to) ve araya deyimler giriyor (let's circle back, a ballpark figure).
İlk yapılacak şey yavaşlamalarını istemek ve bunu uzun uzun özür dilemeden yapmak: Could you go over that again a bit more slowly? Çoğu insan hızlı konuştuğunun farkında değil ve söylendiğinde memnuniyetle yavaşlıyor.
İkincisi, toplantının sonunda kararları kendi cümlelerinizle toparlayın: So just to recap: I'll send the draft on Thursday, and you'll check the figures before Monday. Is that right? Yanlış anladığınız bir şey varsa orada, herkes hâlâ hattayken düzelir. Aynı özeti toplantıdan sonraki bir saat içinde iki satırlık bir e-postayla yazılı olarak da gönderin; bu e-postada sık yapılan hatalara ayrı bir yazıda baktık.